4 Haziran 2012 Pazartesi

OECD BETTER LIFE INDEX TÜRKİYE VERİLERİ


Genel Olarak Hayat Nasıl?

Türkiye, son 20 yılda vatandaşlarının hayat kalitesini gözle görülür biçimde arttırmıştır. Buna rağmen Türkiye’nin Better Life Index’ine göre diğer ülkelerle mukayese edildiğinde pek çok alanda puanlarının düşük olduğu görülmektedir.

Yüksek hayat standartlarına erişme konusunda paranın mutluluğu satın alamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye’de ortalama bir çalışan OECD ortalaması olan 22.387 USD’den daha düşük bir gelir elde etmektedir. Diğer taraftan en zengin %20 ile en fakir %20 arasında da çok ciddi uçurum bulunmaktadır.

İstihdam açısından bakıldığında 15-64 yaşları arasında bulunan Türk vatandaşlarının %46’sının ücretli bir işi olduğu görülmektedir. Bu rakam OECD ortalaması olan %66’nın oldukça altındadır. Erkeklerin %67’si, kadınların ise %26’sı ücretli olarak çalışmaktadır. Yıllık toplam çalışma saatine bakıldığında Türkiye’de rakam 1877 saat iken, OECD ortalaması 1749 saattir. OECD ortalamasına bakıldığında çok yüksek çalışma saatlerine maruz kalan çalışan sayısı Türkiye’de oldukça fazladır.

İyi bir eğitime sahip olmak iş bulmak için önemli bir kriterdir. Türkiye’de 25-64 yaşları arasındaki yetişkin nüfusun %33’ü lise veya dengi eğitimi almıştır. OECD ortalaması ise %74 civarlarındadır. Erkeklerin %65’i, kadınlarınsa %26’sı lise ve dengi eğitim almışlardır. Buradaki kadın oranı oldukça düşük olup bunun yükseltilmesi tavsiye edilmektedir. Eğitim kalitesine gelirsek, OECD’nin yaptığı okuma, matematik ve fen bilimlerini kapsayan “Uluslar arası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA) sınavlarında Türkiye ortalaması 455 çıkmıştır. OECD ortalaması ise 497’dir. Yine bu sınavlarda Türkiye’den katılan kızların erkeklere göre ortalama 15 puan daha iyi sonuç aldıkları da görülmüştür. Bu OECD ortalamasından 9 puan daha yüksektir.

Sağlık koşulları açısından bakıldığında Türkiye’de beklenen ömür 74 yıldır ve bu OECD ortalamasından 6 yıl daha kısadır. Türkiye’de erkekler için beklenen ömür 72 yılken, kadınlar için bu rakam 77 yıldır. Atmosferdeki PM10 (hava kirliliğine bağlı küçük partiküllerdir, ciğerlere girerek hasara sebep olabilirler) miktarı Türkiye’de her metreküp havada ortalama 37 mikrogram kadardır. Bu rakam OECD ortalamasının 15 mikrogram üzerindedir. Diğer taraftan kullanılabilir su konusundaki tatmin ölçümlerinde de Türkiye %65 ile OECD ortalaması olan %85’in altındadır.

Sosyal hayatla ilgili araştırmalarda Türk vatandaşlarına sorulan “ihtiyaç duyduğunuz her anda güvenebileceğiniz birisini tanıyor musunuz?” sorusuna %69 olumlu cevap vermiştir. Bu oran OECD ortalamasına bakıldığında %91’dir. Seçimlerdeki katılım oranı da vatandaşların devlete, hükümete, siyasal süreçlere olan güvenini ölçmek için önemli bir veridir. Bu oran Türkiye’de %83 çıkmış olup OECD ortalaması olan %73’ten yüksektir. Hayattan alınan tatmin konusunda Türkler %56 ile %72 olan OECD ortalamasının altındadırlar. Burada kriter ortalama bir günde yaşanan sevinç, başarı, gurur duyma vb hislerdir.
Konut Hayatı
Anahtar Bulgular

Tatmin edici bir ev hayatına sahip olmak insan hayatındaki önemli konulardan birisidir. Ev temel ihtiyaçlar açısından hayatidir. Fakat sadece dört duvar ve çatıdan ibaret de değildir. Bir ev içinde yaşayan kişiye; güven, mahremiyet, dinlenme imkanı, kişisel alan ve bir aile kurabilecek imkanı sağlamalıdır. Bütün bu bileşenler evi yuvaya dönüştürür. Burada soru insanların bu koşulları sağlayan bir eve sahip olup olamayacaklarıdır.

Ev giderleri bireylerin ve ailelerin bütçelerindeki en önemli gider kalemini oluşturmaktadır. Kira, ipotek, yakıt, elektrik, su, tamir-bakım vb masraflar oldukça ciddi boyuttadır.  Türkiye’de harcanabilir gelirden ev masraflarına giden kısım OECD ortalamasında olduğu gibi %22 civarındadır.

Tabi konut masraflarının yanında evlerin yaşama şartlarına elverişliliği de önemli bir başlıktır. Söz gelimi kişi başına düşen oda miktarı, evin temel ihtiyaçların karşılanabileceği mekanlara uzaklığı gibi. Türkiye’de yaşayanların %67’si mevcut konutlarından tatmin olduklarını belirtmişlerdir. Bu oranın OECD ortalaması %87’dir. Yine bu %67 oranı OECD ülkeleri içerisinde bu konudaki en düşük rakamdır. Bu düşük subjektif tatmin oranı Türkiye’nin objektif karma performansı üzerine de yansımaktadır.

Oda sayısının konutta yaşayan kişi sayısına bölünmesi ile konut nüfus yoğunluğu tespit edilir. Aşırı kalabalık evler zihinsel ve fiziksel sağlığı olumsuz yönde etkiler. Ayrıca çocuk gelişimi için de sakıncaları bulunmaktadır.  Yine kalabalık konutlar su ve kanalizasyon konusunda bir yetersizlik göstergesi olarak ele alınabilir. Türkiye’de ortalama bir evde kişi başına 0.9 oda düşmektedir. Oysa bu rakam OECD ortalamasına bakıldığında 1.6’dır. 0.9 ortalama ile Türkiye, OECD ülkeleri arasındaki en düşük orana sahiptir. Yine konutlardaki temel birimlerden olan tuvaletler göz önüne alındığında Türkiye’de ev içi tuvalet oranı %87.3 ile OECD ülkeleri arasındaki en düşük orandadır. OECD ortalaması ise %97.8’dir.


Gelir
Anahtar Bulgular

Para her ne kadar mutluluğu satın alamasa da, daha yüksek hayat standartları elde edebilmek için bir araçtır. Yüksek ekonomik refah kaliteli eğitime, sağlığa ve konut kalitesine de etki edebilir. Hane halkı düzeltilmiş net harcanabilir geliri, her yıl hane halkının gelirleri toplamından verginin düşülmesi ile elde edilir. Bu para alınabilir mal ve hizmet miktarını belirler. Türkiye’de bu rakam OECD ortalamasının altında ve 22.387 USD civarındadır.

Hane halkı finansal varlıkları toplamı, hane halkının finansal varlıklarının toplamıdır. Türkiye’de ortalama hane halkı finansal varlıkları toplamı OECD ortalamasının altında ve 36.234 USD’dir. Tabi ideal olarak bu hesaplamaya hane halklarının taşınmazları da dahil edilmelidir ama bu veri şu anda pek az OECD ülkesi tarafından sağlanabilmektedir.

OECD ülkeleri arasında son 15 yılda hayat standartlarında genel manada yaşanan artışa rağmen bütün insanlar bu artıştan aynı oranda istifade edememişlerdir. Türkiye’de en üst gelir düzeyindeki %20’lik nüfusun yıllık geliri ortalama 25.894 USD iken, en alt %20’nin yıllık geliri ortalama 3.179 USD’dir.


İş Hayatı
Anahtar Bulgular

İş sahibi olmanın gelir elde etme, sosyalleşme, tatmin olma, beceri geliştirme vb gibi pek çok önemli faydası vardır. Türkiye’de 15-64 yaşları arasındaki çalışmaya elverişli nüfusun %46’sının maaşlı bir işi vardır. Bu veri OECD ortalaması olan %66’nın oldukça altındadır ve OECD ülkeleri içerisindeki en düşük rakamdır. Çalışma oranı genelde toplumun varlıklı kesiminde varlıksız kesime göre daha yüksektir. Türkiye’de en varlıklı %20’lik grubun %72’sinin maaşlı bir işi varken en varlıksız %20’lik grupta bu rakam %42’ye düşmektedir. Bu %30’luk rakam OECD ortalaması olan %35’ten az da olsa düşük olmakla birlikte iş gücü piyasasında kabul edilebilir bir rakam sayılabilir.


Kadınlar halen emek arzında erkeklere nazaran daha az katılım göstermektedirler. Türkiye’de kadınların %26’sının maaşlı bir işi vardır ve bu oranın OECD ortalaması %59’dur. Erkeklerde ise Türkiye’de ortalama %67 civarında çıkmıştır. Aradaki %41’lik cinsiyetten kaynaklı bu fark %13 olan OECD ortalamasının oldukça üzerindedir. Bu rakam açıkça kadınlara daha fazla iş fırsatı yaratılması gerektiğini göstermektedir. Türkiye’de 15-24 yaşları arasındaki gençlerin işsizlik oranı %21.7’dir. Bu oranın OECD ortalaması ise %16.7’dir.

İşsizliğin tanımı halihazırda işi olmayan fakat iş bulma arzusunda olup iş arayan kişileri ifade etmektedir. Uzun süreli işsizliğin kişiler üzerinde yetersiz hissetme, yeteneklerini kaybetme, gelecek kaygısı vb olumsuz etkileri bulunmaktadır. Türkiye’de 1 yıl veya daha uzun süredir işsiz olanların oranı %3.4’tür. Bu rakam OECD ortalaması olan %3’e yakındır. OECD ortalamasına bakıldığında kadın ve erkek arasında uzun süreli işsizlik konusunda çok az bir fark bulunmaktadır. Oysa Türkiye’de erkeklerde bu oran %2.8 iken kadınlarda %4.8’dir ve oldukça ciddi bir farktır.

Çalışma kalitesi açısından bakıldığında ücret ve diğer yan ödemeler işin kalitesi açısından önemlidir. Türkiye’de insanlar yıllık ortalama 22.397 USD kazanırken OECD ortalaması 34.033 USD’dir.

Çalışma kalitesini etkileyen bir diğer önemli faktör ise iş güvenliğidir. Geçici süreli sözleşmeler ile çalıştırılan kişiler, sınırsız süreli sözleşme ile çalıştırılanlara göre bu konuda daha hassastırlar. Türkiye’de çalışanların yaklaşık %23’ünün sözleşmeleri 6 ay veya daha kısadır. Bu rakam OECD-30 ortalaması olan %10’nun iki katından fazladır. Bu durum Türk çalışanların daha istikrarlı sözleşmelerle çalışması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Toplum
Anahtar Bulgular

İnsanlar sosyal varlıklardır. Diğer insanlarla iletişimimizin sıklığı ve kişisel ilişkilerimizin kalitesi yaşam kalitemizin kritik belirleyicileridir. Başkalarına yardım etmek de bizi mutlu edebilir. Türkiye’de son bir ayda bir yabancıya yardım edenlerin oranı %36 olarak tespit edilmişken OECD ortalaması %47’dir.

Güçlü bir sosyal ağ yada topluluk iyi ve kötü günlerde ciddi bir duygusal destek sağlayabilmektedir. Buna iş bulmak ve fırsatlara erişebilmek konuları da dahildir. Türkiye’de insanların %69’u ihtiyaç duydukları bir anda güvenebilecekleri birini tanıdığını düşünmektedir. Bu oran OECD ülkeleri arasındaki en düşük oran olup OECD ortalaması %91’dir. Türkiye’de erkek ve kadın arasında bu oranda çok az bir fark vardır. Erkekler için oran %71, kadınlar içinse %68 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyet sosyal destek bulmak için çok belirleyici olmasa da gelir ve eğitim seviyesi ile sosyal destek bulma konusunda bir açık bir ilişki olduğu açıkça görülebilmektedir. Türkiye’de en fakir %20’lik grubun %60’ı güvenebilecekleri birisi olduğunu belirtirken, en zengin %20’de bu rakam %76’ya çıkmaktadır.


Eğitim
Anahtar Bulgular

Toplumun sosyal ve ekonomik refahı için iyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş nüfus şüphesiz ki önemlidir. Eğitim bireylerin ekonomik hayatta ve toplumda aktif olarak yer alabilmeleri için gerekli bilgi ve becerileri edindirdiğinden önemli bir role sahiptir. Temel olarak iyi bir eğitim almış olmak iyi bir iş bulmak, iyi para kazanmak ve saygınlık açısından bireyin şansını arttırmaktadır. OECD ülkelerinde üniversite diploması olan erkeklerin iş bulma olasılığı %18, kadınların ise %32 daha fazladır. Hayat boyu elde edilen maddi değerlerin toplamı da eğitim seviyesi ile birlikte artmaktadır.

Geçtiğimiz birkaç on yılda el emeği piyasasında yaşanan düşüşün ardından artık çalışanlar daha da eğitimli olmuşlardır. Bu sebepten lise mezunu oranları, ülkelerin öğrencilerine iş bulabilmeleri için asgari eğitimi verip vermediklerini görmek açısından iyi bir veridir.

Türkiye’de 25-64 yaş arasındaki erişkinlerin %33’ü lise veya dengi diplomaya sahiptir. Bu oran %74 olan OECD ortalamasının neredeyse yarısı kadardır ve OECD ülkeleri arasındaki en düşük oranlardan birisidir. Yine cinsiyete dayalı olarak yapılan incelemede erkeklerin %35’i kadınların ise %26’sı başarı ile liseyi tamamlamışlardır. Aradaki fark %9 olarak gerçekleşirken OECD ortalaması %2’dir ve bu ciddi bir farktır.  25-34 yaş arası daha genç nüfus ele alındığında Türkiye’nin geleceğine bakmak için daha geçerli bir veri elde etmiş oluruz. Bu grup için oran %42 iken OECD ortalaması %81’dir.

Türk vatandaşlarının 5-39 yaşları arasında 14 yılının eğitimle geçmesi beklenebilir, bu rakam 17 olan OECD ortalamasının altında olduğu gibi aynı zamanda tüm OECD ülkeleri içerisindeki en düşük rakamdır.

Diğer taraftan eğitim kalitesinin ölçülmesi de önem taşımaktadır. Uluslar arası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) kapsamında yapılan sınavlarda öğrencilerin modern toplumun ihtiyacına yönelik olarak eğitiminin kalitesi ölçülmektedir.  2009 yılında PISA kapsamında öğrencilerin matematik, fen ve okuma kabiliyetlerine odaklanıldı. Araştırmalar bu bulguların eğitim yılından daha önemli veriler olduğunu ortaya koymuştur. Ortalama Türk öğrencisinin bu sınavdan aldığı sonuç 455 puan iken OECD ortalaması 497’dir. Ortalama bayan Türk öğrencisi, ortalama erkek Türk öğrencisinden 15 puan daha yüksek sonuç elde etmiştir. Bu fark OECD ülkelerinde 9 puan olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye’deki eğitim sistemi ile ilgili olarak en varlıklı %20’nin PISA ortalaması en varlıksız %20’nin ortalamasından 106 puan yüksek çıkmıştır. Bu durum Türkiye’de en varlıksız %20’nin daha kaliteli bir eğitime ihtiyacı olduğunu göstermektedir.


Çevre
Anahtar Bulgular

Yaşadığımız çevrenin kalitesinin sağlığımıza doğrudan etkisi vardır. Örneğin yeşil alanlara erişim, hayat kalitesi için önemli bir etkendir. Kargaşadan uzak bir çevre, zihinsel huzuru arttırır,tatmin kaynağıdır, insanların günlük hayatın stresinden kurtulmalarını sağlar ve fiziksel aktivite için imkan sunar. Türkiye’de insanların %33’ü yeşil alanlara erişim konusunda sıkıntı yaşadığını belirtmişlerdir. Bu oran Avrupa’da %12’dir.

Hava kirliliği insanların hayat kalitesini doğrudan etkileyen çevresel bir faktördür. Ulusal ve uluslar arası arenalarda hava kirliliğini önlemek için alınan tedbirlere rağmen kirlilik gün geçtikçe artmaktadır. Bu kirlilik 2050 yılına doğru küresel bazda ölümcül değerlere ulaşabilir.

Kent merkezlerinde yaşanan hava kirliliği genellikle ulaşım araçlarından, kömür ve odunun yakıt olarak kullanılmasından meydana gelmektedir. Bu durum kısa vadede göz rahatsızlıklarına, solunum bozukluklarına sebep olmakla beraber uzun vadede astım, kardiyovasküler rahatsızlıklar ve akciğer kanserine kadar geniş bir yelpazede insan hayatını tehdit etmektedir. Yaşlılar ve çocuklar bu konuda daha savunmasızdırlar. Atmosferdeki PM10 (hava kirliliğine bağlı küçük partiküllerdir, ciğerlere girerek hasara sebep olabilirler) OECD ülkelerinde takip edilmektedir çünkü, insana zararlı olabilir ve beklenen ömür süresinin kısalmasına sebep olabilirler. PM10 oranı Türkiye’de her metreküp havada ortalama 37 mikrogram kadardır. Bu rakam OECD ortalamasının 15 mikrogram üzerindedir.

Temiz su kaynaklarına erişim, insan hayatı için önemlidir. OECD ülkelerinde su kaynaklarının kirlenmesine karşı bariz bir ilerleme meydana gelmesine rağmen içilebilir su kalitesinin arttırılması her zaman o kadar kolay olmamaktadır. Türkiye’de insanların %65’i su kalitesinden memnun olduklarını söylemişlerdir. Bu oranın OECD ortalaması ise %85’tir. Bu durum Türkiye’nin bu konuya ciddi bir biçimde eğilmesi gerektiğini göstermektedir.

Daha iyi bir yaşam için daha iyi politikalar
İstanbul’da hava kirliliği ile mücadele için sualtı raylı sistem

İstanbul’da büyüyen trafik problemleri sadece şehir içi ulaşım sorunlarına değil aynı zamanda araçların egzozlarından çıkan gazlardan dolayı hava kirliliğine de sebep olmaktadır. Yerel hava kirliliğini, trafik sıkışıklığını ve enerji tüketimini düşürebilmek için İstanbul’da birkaç kentsel ulaşım projesi ortaya koyuldu. Örneğin 2000 yılında açılan 8km uzunluğundaki metro.

İstanbul aynı zamanda dünyanın en önemli ulaştırma yapılarından biri olan 63km uzunluktaki banliyö raylı sistemi ile 13km uzunluğundaki Boğaz’ın altından geçen raylı sistemi hayata geçirmek üzere çalışmaktadır. Trafikteki sıkışıklığı azaltmasının yanı sıra Marmaray projesinin trafikteki araç sayısını azaltarak hava kirliliğine de bir çözüm olacağı düşünülmektedir.


Vatandaş Katılımı
Anahtar Bulgular


Vatandaşların devlete, kurumlarına ve devlet idarecilerine güveninin yüksek olduğu yerde sadık bir toplumdan bahsedilebilir. Türkiye’de insanların %57’si siyasal kurumlara güvendiğini belirtmiştir. Bu oran %56 olan OECD ortalamasına yakındır. Yüksek seçmen katılımı da bu konuda bir diğer güven göstergesi olarak alınabilir. Son seçimlere bakıldığında Türkiye’deki katılım %83 oranında gerçekleşmiştir ve bu rakam OECD ortalaması olan %73’ten oldukça yüksektir.

Hükümetin çıkar çatışmalarında taraf olmaması güven oluşturulması açısından anahtar bir öğedir. Bu yüzden kamusal kurumların güvenilirliği için şeffaflık şarttır. Bilgi edinme hakkı kanunları bireylerin bu kurumlar hakkında bilgiye ulaşmasını sağlamaktadır. Bu kanunların başarıyla uygulanabilmesi için kamuoyu, hakları ve nasıl kullanacakları konusunda doğru ve yeterli bir şekilde bilinçlendirilmelidir. Türkiye’de insanlar yazılı olarak elden, internet üzerinden veya şahsen bilgi isteyebilmektedirler. Fakat bu konu ile ilgili daha sonra bilgi edinmek istedikleri kuruma karşı korunmalarını sağlayacak bir yasa bulunmamaktadır.


Sağlık
Anahtar Bulgular

Pek çok OECD ülkesinde beklenen ömür hayat şartlarının iyileşmesi ve tıp alanındaki gelişmelere istinaden daha da yükselmiştir. OECD ülkeleri arasında Türkiye 1960 yılından 2008 yılına kadar beklenen ömür konusunda yaşadığı 25 yıllık artış ile ilk sıradadır. 2010 yılında Türkiye’de beklenen ömür ortalama olarak 74 yıl olarak tespit edilmiştir. Bu erkekler için 72 kadınlar için ise 77 yıldır.

Beklenen ömür süresinin artması genelde kişi başına düşen sağlık harcamalarının artması ile alakalı olmakla beraber bunun dışında hayat standartlarının yükselmesi, yaşam tarzları, eğitim vb gibi konular da daha düşük olmakla beraber etkiye sahiptirler. 2008 yılında Türkiye’de sağlık harcamalarının gayrı safi yurtiçi hasılaya oranı %6.1 olarak tespit edilmiştir ve bu OECD ortalaması olan %9.6’dan düşüktür. Gelirin artması ile sağlık harcamalarına harcanan paranın miktarının artması arasında bir ilişki vardır. Genelde OECD ülkelerinde milli geliri yüksek ülkelerde kişi başı sağlık harcamaları daha yüksek çıkmaktadır. Bütün OECD ülkeleri içerisinde kişi başı milli gelirin en düşük olduğu ülke Türkiye’dir. Bu sebeple sağlık harcamalarının oranı da şaşırtıcı değildir. 2007 yılında Türkiye’deki kişi başı sağlık harcaması ortalama 767 USD olarak tespit edilmiştir. 2008 yılında OECD ülkelerinde bu rakam ortalama olarak 3060 USD olarak tespit edilmiştir.

OECD verilerine göre tütün kullanımı ve aşırı kilo sorunu kronik rahatsızlıklar için iki önemli faktördür.   Türkiye, tütün kullanımını azaltma konusunda ilerleme kaybetmiştir. Yetişkin sigara içen oranı 1989 yılında %43.6 iken 2008 yılında bu oran %27.4 olarak gerçekleşmiştir. OECD ülkelerinde ise bu oran ortalama olarak %23.3’tür.

Türkiye’de obezite oranları 2008 yılı verilerine göre %15.2’dir. Bu oran ABD’nin aynı yıl tespit edilen %27.5 oranından oldukça düşük olmakla beraber bu konuda verilerini paylaşan 21 OECD ülkesinin %14.9’luk oranından az da olsa fazladır. Obezitenin giderek artması sonucunda bazı sağlık sorunlarının artacağını ve buna istinaden sağlık harcamalarının da yükseleceğini da düşünmek gerekmektedir.

Genel sağlık durumunuz nasıl diye sorulduğunda Türkiye’deki insanların %66’sı sağlıklı olduğunu belirtmiştir. Bu oran OECD ortalaması olan %70’ten düşüktür. Bu sorunun subjektif doğası gereği insanların gelecekteki sağlık harcamalarını değerlendirmek açısından faydalı olduğu düşünülmektedir. Yaş, cinsiyet ve medeni durum bu sorunun cevabına etki edebilmektedir. OECD ülkelerine bakıldığında erkeklerin %72’si, kadınların ise %67’si sağlıklı olduklarını belirtmişlerdir. Türkiye’de ise erkeklerin %71’i, kadınların ise %61’i sağlıklı olduklarını belirtmişlerdir. Şaşırtıcı olmamakla beraber yaşlılar, eğitim seviyesi düşük olanlar ve işsizler sağlık durumu konusunda daha düşük oranlarda sağlıklı olduklarını belirtmişlerdir. 2010 yılında Türkiye’de en varlıklı %20’nin %73’ü, en varlıksız %20’nin ise %59’u sağlıklı olduklarını belirtmişlerdir.


Yaşam Memnuniyeti
Anahtar Bulgular

Mutluluk olumlu tecrübe ve hislerin varlığı ve olumsuz tecrübe ve hislerin olmaması koşullarının değerlendirilmesi yordamı ile ölçülebilir. Bu tip ölçümlemeler subjektif olmakla beraber ülkeler arası durumu mukayese etmek için kullanılabilirler.

Hayat memnuniyeti, insanların hayatlarının tamamını mevcut durumlarını dikkate almadan nasıl yorumladıklarını ölçmektedir. Bu yöntemle hayatın hangi koşullarının subjektif mutluluğa etki ettiği belirlenir. Türk vatandaşlarının hayat memnuniyetlerini 0 ile 10 arasında bir değer ile puanlandırmaları istendiğinde ortalama rakam 5.3 olarak tespit edilmiştir. Bu oran OECD ortalaması olan 6.7’den düşüktür.

Hayat memnuniyeti konusunda OECD ülkelerinde kadın ve erkek arasında bir farklılık bulunmaktadır. Bu durum Türkiye’de de geçerlidir. Erkeklerin ortalaması 5.1 çıkarken kadınların 5.4 çıkmıştır. Türkiye’de en varlıklı %20’nin hayat memnuniyeti 5.9 iken en varlıksız %20’nin 5.0 olarak belirlenmiştir.

Türkiye’de insanların %56’sı ortalama bir günde olumsuz tecrübelerine ve hislerine nazaran olumlu tecrübelerinin ve hislerinin daha fazla olduğunu belirtmiştir. Bu oran OECD ülkelerinde ortalama olarak %72 seviyesinde çıkmıştır.


Güvenlik
Anahtar Bulgular

Kişisel emniyet, bireylerin refahı için anahtar bir role sahiptir ve insanların fiziksel olarak zarar görmelerini veya diğer kriminal sebeplerden mağdur olmalarının engellenmesi manasındadır.  OECD ülkelerinde son beş yıl içerisinde saldırı oranları genel olarak azaldı. Türkiye’de ise son 12 ayda insanların %5’i saldırı kurbanı oldular. Bu oran OECD ülkelerinde ortalama olarak %4 seviyesinde gerçekleşti. Erkekler kadınlara göre daha çok saldırıya uğramaktadır.

Cinayet oranları (her 100.000 kişiye düşen cinayet sayısı) ülkenin güvenlik seviyesini belirlemede daha güvenilir bir yöntemdir çünkü cinayetler genellikle poliste kayıt altına alınmaktadır. Son OECD verilerine göre Türkiye’de cinayet oranları 5.6’dan 3.3’e düşmüştür ve OECD ortalaması olan 2.1’den yüksektir. Türkiye’de erkeklerin cinayete kurban gitme oranı 5.3 iken kadınların 1.2’dir.

Suç korkusu bir diğer önemli göstergedir. Suç korkusu davranışları sınırlayabilir, özgürlüğü kısıtlayabilir ve toplumun varoluşunu tehdit edebilir. Türkiye’de insanların %58’i gece sokakta yalnız yürümekten çekinmeyeceğini belirtmiştir. Oysa bu oran OECD ülkelerinde ortalama %67’dir. Kadınlar her ne kadar erkeklere nazaran daha az kurban olsalar da onlar açısından da cinsel şiddete maruz kalma korkusu vardır. Diğer taraftan çocuklarını koruma güdüsü de bir korku unsuru olarak kadınlara sirayet etmektedir.

Sosyal statü de kurbanların oranında ve güvenlik algısında belirleyici olmaktadır. Daha yüksek gelir ve eğitim seviyesinden olan insanlar kendilerini daha güvende hissetmekte ve daha az tehditle karşılaşmaktadırlar. Bunu daha güvenli bir hayatı finanse edebilmeleri ve suça daha az meyilli olmaları ile açıklamak mümkündür. Türkiye’de en varlıklı %20 için %2.7 oranında belirlenen suça karışma oranı en varlıksız %20 için %20 oranında belirlenmiştir.


İş-Özel Hayat Dengesi
Anahtar Bulgular

İş hayatı ve özel hayat arasında bir denge kurmak tüm çalışanlar için, özellikle de çalışan ebeveynler için çok önemlidir. Bazı çiftler çocuk sahibi olmadan önce oturup düşündüklerinde çalışmadan nasıl çocuğu büyütebilecekleri konusunda sıkıntıya düşmektedirler. Bazı diğer aileler ise çocuk sayısından memnun olmakla beraber daha fazla çalışmak istemektedirler. Bu konu hükümetler için önem arz etmektedir. Çünkü ebeveynler iş ve özel hayat dengesini kuramamaları durumunda sadece kendi hayat standartları değil ülkenin ekonomik gelişmesi de sekteye uğrayacaktır. İnsanlar ücretsiz işlerde zamanlarının 1/5’i ile 1/10’i arasında vakit harcarlar. Aile içindeki görevlerin dağılımı ise cinsiyetle alakalıdır. Erkekler genelde ücretli işlerde daha çok zaman harcarken kadınlar evle ilgili ücretsiz işlerde daha çok zaman harcamaktadırlar. Türkiye’de erkekler günde ortalama 116 dakika yemek yapmak, temizlik, çocuk bakımı gibi konularda zaman harcamaktadırlar. OECD ortalaması ise 131 dakikadır. Türk kadınları ise günde 377 dakikalarını bu gibi işler için harcamaktadırlar ve bu OECD ülkelerinde kadın-erkek arasında ev işi yapma konusundaki en yüksek farktır.

Bir diğer iş-özel hayat dengesi konusu ise kişinin iş yerinde harcadığı zamandır. Kanıtlar göstermektedir ki uzun çalışma saatleri sağlığı olumsuz etkileyebilir, güvenliği tehlikeye atabilir ve stresi arttırabilir. Türkiye’de insanlar yılda ortalama 1.877 saat çalışmaktadırlar. Bu oran 1.749 saat olan OECD ortalamasından yüksektir.




http://www.oecdbetterlifeindex.org/countries/turkey/ adresinden http://tantalosmaket.blogspot.com adresinde yayınlanmak üzere tercüme edilmiştir. Kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

OECD Better Life Index Hakkında Genel Bilgi

Hiç yorum yok: